25 Şubat 2012

Frankie Goes To Hollywood for his acceptance speech

Actor in a leading role: George Clooney - The Descendants ∞ (Jean Dujardin - The Artist)
Actress in a leading role: Viola Davis - The Help ∞ (Meryl Streep - Iron Lady)
Actor in a supporting role: Christopher Plummer - Beginners
Actress in a supporting role: Octavia Spencer - The Help

Animated Feature Film: Rango
Art Direction: Hugo
Cinematography: Tree of Life (gözde yönetmenimin filminin alacağı ya da alabileceği tek ödül) ∞ (Hugo)
Costume Design: The Artist

Directing: Michael Hazavanicius
Documentary Feature: Paradise Lost 3 ∞ (Undefeated)
Documentary Short: Saving Face
Film Editing: Hugo ∞ (The Girl with the Dragon Tattoo)

Foreign Language Film: Nadir ve Simin, Bir Ayrılık
Makeup: Iron Lady
Music (Score): The Artist
Music (Song): Man or Puppet - The Puppets

Short Film (Animated): The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore
Short Film (Live Action): The Shore
Sound Editing: Hugo
Sound Mixing: Hugo

Best Picture: The Artist
Visual Effects: Rise of The Planet of The Apes ∞ (Hugo)
Writing (Adapted Screenplay): The Descendants
Writing (Original Screenplay): Woody - Midnight in Paris

(18 / 24)

07 Kasım 2011

Kurgu - Bilim: I.Başlangıç

Bir eseri bilim-kurgu yapan nedir? İlla gelecekte geçmesi mi (ya da gelecekte geçen her hikaye bilim-kurgu mudur)? Bir gelecek öngörüsü müdür yani bilim kurgunun özelliği? Farklı bir bugün hayal eden, örneğin, birşeyler değişmiş olsa bugünün -veya geçmişin- nasıl olabileceğini gösteren bir hikaye de bilim-kurgu değil midir?

O zaman da hafiften fanteziyle çarpışıyor bilim kurgu tanımı. Peki, bilim kurguyla fanteziyi ne ayırır? Mesela, Harry Pattır veya Pan's Labyrinth'e fantezi diyebiliriz, o kolay. Ama ya X-Files veya Fringe bilim kurgu mudur, fantezi midir? Sanırım yer yer ikisi de. Vikipedi "Science fiction is largely based on writing rationally about alternative possible worlds or futures. It is similar to, but differs from fantasy in that, within the context of the story, its imaginary elements are largely possible within scientifically established or scientifically postulated laws of nature (though some elements in a story might still be pure imaginative speculation)." demiş. Tabi, bir bilim kurguyu 'scientifically postulated laws'a uyuyor mu diye incelerseniz bir yere varamazsınız bence. Yani, biraz muğlak bir tanım ama bir fikir veriyor.


Bilim kurgu gayet geniş bir alt tür, bir en iyiler listesi yapmak da hiç kolay değil. Ayrıca, bilim kurgu filmleri ile ilgili bir özellik varsa başka bir alt türde bulunamayacak kadar çok önemli film üretmesi. Ben de listeledikçe bir post'ta bitirelemeyeceğini anladım. Bunlar görmediklerim:

- Invasion of The Body Snatchers (1956): Ben '78 versiyonunu izlemiştim. O bile cidden korkunçtu, asıl daha çok beğenilen bu ilk versiyon daha beter olmalı. 'Etrafta tanıdığımız insanlar, kendileri gibi değillerdir, hatta insan gibi değillerdir'. Korku ile bilim kurgunun en iyi buluşmalarından biri bu film. İlanı şöyle diyormuş: "Incredible! Invisible! Insatiable!"

- La Jetée (1962): Bir kısa film (26': ortaya yakın), ama yine de buraya almayı düşündüm. Çünkü gayet farklı ve çok da başarılı. Sadece fotoğraflardan oluşan bir anlatım. 3.Dünya Savaşı sonrası, bir adam, bir kadın, delilik, zaman yolculuğu (böyle cümleler yerine kelimelerle anlatım da aynı, film yerine fotoğraflarla anlatmak gibi). 12 Maymun'un ilham aldığı film.

- THX-1138 (1971): Star Wars'tan önce THX-1138 var-mış. George Lucas'ın bu önceki projesinde Coppola'nın da garantörlüğü var. Sonrasında çokça göreceğimiz faşizan bir yönetim tarafından yönetilen bir dünya ve o düzenden kaçmaya çalışan iki kişinin hikayesi.

- La Planète Sauvage - Vahşi Gezegen (1973): Fransa'dan, o dönemler -hatta belki hala- animasyonda çok güçlü olan Çeklerle ortak gerçekleştirilen bir film. Genel eleştiri, 'animasyon tekniği ilkel olabilir, ama hayalgücü inanılmaz' diyor.

- Sleeper (1973): Woody Allen. Onun ismini bilim kurgu filmleri arasında görmeyi beklemezdiniz sanırım. Ama diyelim ki Woody A.'da bildiğiniz Woody A.'dan daha fazlası var.
Bizzat kendisi ölümcül bir hastalıkla karşılaşır, ve belki ileride çözüm bulunur diye dondurulmasına karar verilir. Ve gelecekte, -tabi ki- baskıcı bir yönetimin hüküm sürdüğü dünyada gözlerini açar.

- The Man Who Fell To Earth (1976): Bu filmle ilgili hiçbir şey bilmiyor olabilirsiniz, ama o düşen David Bowie ise hemen iş değişir. Bowie için o tipiyle -bembeyaz ten, incecik vücut, sarı-kızıl saçlar- dünyalı değil diye bir haber çıksaydı pek şaşıran olmazdı sanırım. Yönetmen Nicolas Roeg de ilginç bir şahsiyet. 40 yıldır film yönetiyormuş, ondan önce de 23 yıl kameramanlık, görüntü yönetmenliği yapmış. Fahrenheit 451'in görüntü yönetmeni, Don't Look Now'ın yönetmeni.

- Star Trek - The Wrath of Kan (1982): Çocukluğumuz Uzay Yolu'larla geçmiştir. Filmlerini de TRT'de izlemişizdir kesin, ama pek de hatırlamıyorum. Üzücü olan, bu film tam bir hafta önce TV8'deydi ve izleyemedim (her Cumartesi oynatıyorlar). Çok fazla Star Trek filmi var (sanırım 11 tane, ekip de arada bir değişip duruyor, bir anlamda Bond'lar gibi, ya da sinemada ilerleyen bir dizi gibi). Ama bu film içlerinde açık ara en beğenileni -ama aynı zamanda tüm seriyi temsil ediyor-.
[Tanıdık yüzler var mı?]

- The Abyss (1989): Bir nükleer denizaltı bilinmeyen bir nedenle batmıştır. Durumu araştıran sivil bir grup dalgıç batıkta yabancı bir yaşam formuyla karşılaşır. Gerilimin suyun altında geçmesi etkiyi katlar. Bir James Cameron filmi deyince ne tür bir şey bulacağınızı canlandırabilirsiniz sanırım. İyi bir gişe filmi. Ben bu filmi, bir havuzda ortayan çıkan kozaların insanları gençleştirdiği, sonra o kozalardan uzaylıların çıktığı hafif komedi Cocoon'la karıştırırdım hep (garip ama isminden: kısa isim, tekrarlayan harfler). Ed Harris, Mary Elizabeth Mastrantonio (bu kadının onlarca filmini izlemişizdir, ama ismini bilen pek azdır, bilen de doğru yazamaz zaten).

- Gattaca (1997): Bu filmi oyuncularıyla hatırlayabilirsiniz: Ethan Hawke, Umaaaa, Jude Law. Genetiksel olarak yetersiz kabul edilen Hawke, uzay yolculuğuna katılmak için bir başkasının yerini alır (ve olaylar gelişir). Hem gerilim hem macera hem de romantizm. Bu kadar ismin arasında kimse yönetmene dikkat etmez, ama Andrew Niccol, Truman Show'un yazarı, Lord of War ve şu sıralar vizyondaki (Justin Timberlake filmi) In Time'ın yazarı ve yönetmeni.

- Serenity (2005): Yakın tarihli ve izleyen herkes beğendiyse de çok ünlenmemiş, sağlam bir aksiyon-macera-gizem-gerilim yükü olan bir bilim kurgu. Asiler, suçlular ve bir kaçak Serenity uzay gemisinde. Bu filmle ilgili kayda değer bir bilgi bulamayacağımı düşünürken gördüm, yönetmeni Buffy ve Angel serilerinin yönetmeniymiş ve bu film de zamanında çok beğenilmiş bir bilim kurgu-soap opera dizisinden (Firefly) uyarlanmış.

- Wall-E (2008): 'Bir çöp toplama robotu bir gezegende çöpler arasında işe yarar birşey var mıdır diye araştırırken aşkı bulur'. Bir bilim kurgu animasyon filmi de bundan daha romantik olamaz herhalde. Pixar'ın çektiği en iyi film deniyor kendisine. Ben de bir gün takdir edebilirim umarım.
-elele-

- Moon (2009): Ülkemizde pek dikkat çekmemiş, benim de atladığım bir film. Oysa çok yeni tarihli ve seyredenlerin büyük kısmı çok beğenmiş. Ay üssü ve 3 yıllık görevinin sonundaki bir astronot dönmek üzereyken bir yaşam formu ile karşılaşır. Gayet merak uyandırıcı. Sam Rockwell-Kevin Spacey (bu adam bu kadar filme nasıl yetişiyor?).

- District 9 (2009): Bir yaratık formu geleceğin baskıcı dünyasında (gelecek öngörüleri hep aynı) şehrin varoş-hapishane arası bir bölgesinde yaşamaya mahkum edilir. Bir fırsatını bulana dek. Gerilim ve şiddet had safhada.

- Avatar (2009): Evet, izlemedim, ayıp mı yani? Bir James Cameron filmi olması, fazlasıyla konuşulması tabi ki çok itti, ama yine de izlemek istemediğimden değil. Şu ilgi dalgası geçsin dedim, sonra da bence erken bitti gösterimi. Bilgisayar görüntülerini gerçek oyuncularla en iyi birleştiren filmlerden olmalı. Tüm zamanların Amerika'da da dünyada da en çok gelir getiren filmi (TR yıllık bütçesinin yüzde 0.5'i kadar) (enflasyona göre düzenlenmiş listede Amerika'da 14.lüğe düşüyor, dünyada böyle bir liste yapamamışlar tabi).

26 Şubat 2011

O Oscar Oscar dedikleri benim amcam

Hiç böyle olacağını tahmin edemeyebilirdiniz ama şu an büyük favori King's Speech. Social Network bayağı arkadan geliyor, diğerlerinin (Inception, Black Swan, True Grit, The Fighter) adı bile geçmiyor. Bahis sitelerine göre King's Speech %80, Social Network %15.

Yalnız, bu yıl uygulanmaya başlanan oylama sistemi çok etkili de olabilir. Aday sayısı 10'a çıkınca az sayıda ama tutkulu fanatikleri olan (yani çoğunluğun çok sevmediği) bir filmin kazanmasını önlemek için karmaşık bir sistem uygulamaya başlamışlar. Öncelikle oyverenler sadece 1 filme oy vermiyor, 1'den 10'a dek sıralama yapıyor. Ve anlatması uzun, ama az oy alan filmler elenip onların oyları sıralamaya göre kalan filmlere dağıtılıyor, bir film %50'den fazla oy alana dek. Yani kısacası, kazanacak filmin sadece çok kere 1. seçilmesi değil, 1. seçilmediği kişiler tarafından da bolca 2. seçilmesi gerekli. Beğeneni kadar beğenmeyeni olacak filmler için iyi değil bu -ki Social Network böyle bir film bence. King's Speech'i ise beğenmeyen, yani ilk 2'si-3'üne almayacak kişi zor bulunur.

Diğer yandan Social Network Amerikan, King's Speech İngiliz (ama 9 Amerikan'a tek İngiliz bulunduğundan bu fazla etkili olmayabilir). Ama ben yine de emin değilim, tek kararsız olduğum dal diyebilirim en iyi filme. Yani sanırım Pz. geceyarısına dek karar değiştirmeye açığım.

Neyse, şimdi oylar:
Actor in a leading role: Colin Firth - King's Speech (yıllar önce TRT'deki Pride & Prejudice zamanında bile görülebilirdi bugünün geleceği)
Actress in a leading role: Natalie Portman - Black Swan (ama Leon'dan bugünleri görmek hiç de kolay olmazdı)
Actor in a supporting role: Christian Bale - The Fighter
Actress in a supporting role: Melissa Leo - The Fighter

Animated Feature Film: Toy Story 3
Art Direction: King's Speech ∞ (Alice in Wonderland)
Cinematography: True Grit ∞ (Inception)
Costume Design: King's Speech ∞ (Alice in Wonderland)

Directing: Social Network - David Fincher ∞ (Tom Hooper - King's Speech)
Documentary Feature: The Inside Job
Documentary Short: The Warriors of Quigang ∞ (Strangers No More)
Film Editing: Social Network

Foreign Language Film: In A Better World - Denmark
Makeup: The Wolfman
Music (Score): Social Network
Music (Song): We Belong Together - Randy Newman - Toy Story 3

Short Film (Animated): The Lost Thing
Short Film (Live Action): Wish 143 ∞ (God of Love)
Sound Editing: The Inception
Sound Mixing: The Inception

Best Picture: King's Speech
Visual Effects: The Inception
Writing (Adapted Screenplay): The Social Network
Writing (Original Screenplay): King's Speech

(bu yazının renklerle ilgili bir sorunu var, ben değiştiriyorum, o yine bu düzene geri dönüyor, bazen resmen kendi kendine takılan, kendi fikirleri olan bir canlıyla uğraşıyormuş gibi hissediyorum bilg. başında).

(18 / 24)

22 Kasım 2010

Güzel İsimli Türk Filmleri

'En güzel isimli' diyemedim doğal olarak. Tüm Türk filmleri külliyatını değerlendirerek böyle bir çalışma yapmak doktora tezi filan olurdu. Bunlar, daha çok, bir çırpıda aklıma gelen ve ikinci çırpı için de araştırınca bulunan küçük bir seçki:

- Laleli'de Bir Azize:
Yazının ilham kaynağı, Gemide'nin ayrılmaz parçası, ruh ikizi. Sonrasında kendilerinden iyi şeyler beklediğim yönetmenleri, daha doğrusu yaratıcıları (Serdar Akar ve Kudret Sabancı) sonradan dizi dünyasının evil yapımcıları ve yönetmenleri olmuş olabilirler; ama bu, o iki filmin Türk sinema tarihinde bir geçiş noktasında (sahici, sert bir genre'ye) taşıdıkları önemi değiştirmiyor. Laleli'de Bir Azize de 3 kelime de bir öykü anlatıyor.

- Karanlıkta Uyananlar:
İsim deyince ilk aklıma gelen film, belki de Türk sinemasındaki en iyi isim. Bir isimde sınıfsal bir saptama yapıyor Vedat Türkali (senaryo onun).
İst.'da festivalde seyretmiştim ben. O seansta bazı şeylere gülenler olmuştu, klasik Türk filmi alayı halinde. O kadar sinirlenmiştim ki. Karşılarında ülkedeki işçilere en çok sahip çıkan filmlerden birisi var. Saygı göstermek zorundasın.

- Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi:
Türk sinemasının en orijinal filmlerinden birkaçına imza atmış Metin Erksan'dan birşeyler kesin olmalıydı burada. Suçlular Aramızda da olabilirdi belki, ama daha ilginç ve başarılı (gerçi ikincisine başarılı demek zor:) iki isim var. Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, bir Hollywood klasiği olan ve farklı ülkelerde defalarca filme çekilmiş olan Letters From an Unkown Woman'ı hatırlatıyor. Ama kitap, 1948 yapımı Max Ophüls filminden önce yazılmış, 1937'de. Yazarı da Güzide Sabri Aygün. Semih Lütfi’nin Ucuz Romanlar Serisinde yayınlanmış. Roman da film de ortalığı sallamış.
Metin Erksan'ın filmi 1956 tarihli. Daha etkisi geçmeden 1969'da Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'lu bir versiyonu daha çekilmiş, Ülkü Erakalın tarafından. Kanaltürk göstereceği zaman kitaba göre filmi eleştiren bir yazıyı yayınlamış, tanıtacağım diye.
Sezer Sezin, Altan Karındal ve Şaziye Moral gibi büyük isimler oynamış filmde.

- Oy Farfara Farfara:
Bana birisi filme gidelim dese, hangisine deyince de Of Farfara Farfara dese oynamaya başlarım.
Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Üçer avrat almayan
Hiç erkekten sayılmaz
Demin demiştim, di mi, Metin Erksan ilginç filmler çekmiştir diye? Bu pulp fiction'da Mahir Günşiray ve Neriman Köksal başrolde.

- Hakkari'de Bir Mevsim:
Erden Kıral bölümüne geldik. Ferit Edgü'nün bir hikayesinden Onat Kutlar'ın senaryosu. Yalnız, öykünün ismi O, yani isim Onat Kutlar-Erden Kıral. Aynı zamanda Türk sinema tarihinin de en iyi filmlerinden birisi bence.

- Bereketli Topraklar Üzerinde:
Müthiş güzel bir isim. Filmi izlemediysem de bu isim aklıma gelir birçok yerden. Orhan Kemal'in romanından uyarlama. Senaryo ise beklenmedik isimlere ait. Önce Mahmut Tali Öngören yazmış, TRT'nin kurucularından, Ankara film festivalinin de kurucusu. Ama Erden Kıral senaryoyu beğenmeyince (genç yaşta böyle bir ismin senaryosunu beğenmemek de önemli birşey) Tuncel Kurtiz yeniden kaleme almış.

- Camdan Kalp:
Benim gönlümde çok özel bir film. Şerif Sezer'e kulak veriyoruz: - Kalp camdandır. Cam kırılırsa yapışır? Yapışmaaz. Bu sırada karşısında da sevgili Genco.
Yönetmeni (ve senaryo yazarı) Fehmi Yaşar başka film çekmeyerek beni çok hayal kırıklığına uğratmıştı. Faize Hücum, Bir Yudum Sevgi, Pehlivan, Ses gibi gayet iyi filmlerin senaryosu da onunmuş hem. Reklamcılık yapıyor diye biliyordum. Ama herhalde sonrasında bar-restoran işletmeciliğine geçmiş, Hayal Kahvesi'ni Orhan Oğuz'la beraber açmışlar.

- Dönersen Islık Çal:
Bunu sanırım daha çok isminin çok beğenilmesinden aldım. Henüz bahsi geçen Orhan Oğuz'un filmi o kadar da başarılı değildi belki. Ama konusu ve ismiyle çok ilgi uyandırmıştı. Sevgili Fikret Kuşkan'ı da vareden filmlerden.
Bu arada, sen sinemaya bu kadar hoş filmlerle gir (Herşeye Rağmen, 3. Göz, 2 Başlı Kartal, Dönersen Islık Çal, Manisa Tarzanı), zamanında yaptığın diziler dizi tarihinin elebaşları olsun (Süper Baba, 2. Bahar), şimdi git, Arka Sokaklar'ı yönet. Hiç yakışıyor mu?

- 2 Dil 1 Bavul:
Hakkari'de Bir Mevsim'in 2009 versiyonu. Yine birkaç kelime ile özetliyor filmi. Hatta belki biraz fazla bile. Film televizyonda oynadığında yazmıştım, öğretmenin öğrencilerine arkası dönük, elleri kavuşturulmuş resmi, artı bu isim, izlemeye gerek bırakmıyor mu ne, diye.

- Mayıs Sıkıntısı:
Bu isim filmi özetleyip birkaç kelimede bir saptama yapanlardan değil, filme eşlik edenlerden. Filme bir boyut daha katıyor sanki isim.

Bu arada, yeni Türk sineması başka filmlerle de burada temsil edilmeliydi, ama ne kadar çok tek kelimelik iş yapılıyor. İsimde hiç risk almıyorlar yani. N.Bilge Ceylan'ın ve Zeki Demirkubuz'un çoğu, Tayfun Pirselimoğlu'nun (Pus, Rıza, Saç filan) tüm filmleri tek kelimelik. Semih Kaplanoğlu'nun başarılı üçlemesi de öyle. O zaman da bu listeye girmesi için kahvaltıya Sucuk'u filan eklemesi lazım.
(Re-Duyuru: Bal bu Çarşamba cnbc-e'de).

- Kaç Para Kaç:
Vurucu. Böyle isimler hoşuma gidiyor. Başka filmlerin isimlerini unutabilirsiniz, örneğin neydi Reha Erdem'in, bu filmle Hayat Var arasındaki filmlerinin isimleri, hatırlayamazsınız birden, ama Kaç Para Kaç hep oradadır. A Ay ve Hayat Var (onu da bir yılbaşı zamanı şurada anlamlandırmıştım) da öyle. Kaç Para Kaç onların bir adım önünde, hikayeyle direk bir bağ kuruyor. Seyredince bu isme ait bir film gerçekten böyle olmalıymış gibi geliyor insana.

06 Mart 2010

Let's Guess Again

Aşağıdaki posta bakılırsa bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bırakmışız. Hemen gündeme atlıyorum. It's not Avatar baby, The Hurt Locker. Yalnız, aday sayısı 5 olsaydı emin olurdum da şimdi tam değilim. Çünkü sol parti sayısı arttıkça sol kendi arasında bölünecek, sağ kazanacak olabilir. Fazladan gelen 5 aday hep küçük filmler ve Hurt Locker'ın oyundan yiyecek. Oysa büyük bütçeli keyif filmini seçenler onlara çok bakmaz. Neyse, o aritmetik yine de politika kadar kesin olmaz deyip (yoksa bu seçim de sağ-sol politikasıyla aynı şey mi diyorsunuz) maddelere geçelim:

Actor in a leading role: Jeff Bridges (gecikmiş bir ödül)
Actor in a supporting role: Christoph Waltz (no dobt about it)
Actress in a leading role: Sandra Bullock (bir Julia Roberts vakası)
Actress in a supporting role: Mo'Nique (Penelopi diyen niye bu kadar çok)

Animated Feature Film: UP (bu kadar kesinlik rekabeti öldürüyor)
Art Direction: Avatar
Cinematography: Avatar
Costume Design: The Young Victoria

Directing: The Hurt Locker - Kathryn Bigelow (James Cameron'ın karısı olduğunu biliyor muydunuz)
Documentary Feature: Food, Inc. (The Cove)
Documentary Short: Rabbit à la Berlin (Music by Prudence)
Film Editing: The Hurt Locker

Foreign Language Film: The White Ribbon (El Secreto de Sus Ojos)
Makeup: The Young Victoria (Star Trek)
Music (Score): Up
Music (Song): Crazy Heart

Best Picture: The Hurt Locker (YES!)
Short Film (Animated): Logorama
Short Film (Live Action): Miracle Fish (The New Tenants)
Sound Editing: Avatar (telafi ikramiyesi ödülleri) (The Hurt Locker)
Sound Mixing: Avatar (The Hurt Locker)

Visual Effects: Avatar
Writing (Adapted Screenplay): Up in The Air (Precious)
Writing (Original Screenplay): Inglourious Basterds (The Hurt Locker)

(15 / 24)

22 Şubat 2009

Let's Guess

Actor in a leading role: Mickey Rourke ∞ (Sean Penn)
Actor in a supporting role: Heath Ledger
Actress in a leading role: Kate Winslet
Actress in a supporting role: Amy Adams ∞ (Penelopii)

Animated Feature Film: Wall-E
Art Direction: The Curious Case of Benjamin Button
Cinematography: Slumdog Millionaire
Costume Design: The Duchess

Directing: Danny Boyle
Documentary Feature: Man on Wire
Documentary Short: The Final Inch ∞ (Smile Pinki)
Film Editing: Slumdog Millionaire

Foreign Language Film: Waltz with Bashir ∞ (Departures)
Makeup: The Curious Case of Benjamin Button
Music (Score): Slumdog Millionaire
Music (Song): Down to Earth ∞ (Jai Ho)

Best Picture: Slumdog Millionaire
Short Film (Animated): La Maison en Petits Cubes
Short Film (Live Action): Auf der Strecke ∞ (Toyland)
Sound Editing: The Dark Knight
Sound Mixing: Wall-E ∞ (Slumdog)

Visual Effects: The Dark Knight ∞ (Benjamin Button)
Writing (Adapted Screenplay): Slumdog Millionaire
Writing (Original Screenplay): Milk

(16 / 24)

30 Kasım 2008

Amerika yıllarının en iyi filmleri - Yeniler

Benzeri ve çok daha kısıtlı bir listeyi ta, ilk blog yazmaya başladığımda şurada yapmıştım. Sonrasında hep aklımdaydı, güncellemek. O yıllar -en azından yıl olarak bitsinler diye bekledim-.
Öncelikle yeni ve eski diye ayırdım. İki grubu karşılaştırmak çok doğru değil bence. Seyredilen, oynamaya değer bulunan eski filmler klasikleşmiş, bir tür elemelerden bugüne kalmış filmler oluyor. Yenileri ise o sırada sen keşfediyorsun. Birçoğu zamana yeniliyor, ama diğer yandan bugünü daha iyi yakılıyor. Yeni derken de son 2 yıl filan değil yeniden kastım. 90'lara yeni dedim, öncesine eski. O zamandan bu yana pek değil ama 80'lerden bu yana sinema bayağı değişti.

İster istemez sıraya da dizmiş oldum. Ama daha geçerli olan şey, gruplar. Grup içi biraz yer değiştirmeler olabilir. Ve yine sadece sinemada seyredilenler:

eksi grubu: resmen kötü, beğenmedim, eğlenmedim:
- Şikago: Rob Marshall, '02. Hem de en iyi film oscarlı
- Time: kim ki duk, '06.
- Un Ami Parfait: Francis Girod, '06. Hafıza kaybı ve suç araştırması hikayesi biraz daha iyi işlense hoş bir film olabilirdi.
Bu grup küçük oldu. Pek kötü filme gitmiyorum sanırım.
Arada başka birçok film de var, vasat veya iyice ama liste çok uzamasın diye onları bıraktım.



Üs: İyiler. Aralarından sıralamaya alacaklarımı seçmek zor oldu. Bazılarının en azından ismini anayım: Michael Caine'li Quiet American, bol psikanalizli İspanyol komedisi Inconscientes, bilinen Cache, History of Violence, Diving Bell & The Butterfly, iki belgesel: Fransız ilköğretiminden Etre et Avoir ve Kalkütta'dan Born in Brothels, garip Çek komedisi Bored in Brno, garip bir aksiyon In Bruges, ve çok değişik bir İtalyan: L'Ora di Religione (My Mother's Smile).

32- Nowhere in Africa: Caroline Link, '01. Alman, Out of Africa havası. Listedeki tek kadın yönetmen. Aynı zamanda listede iki filmi olan tek yönetmen.
31- Les Choristes (Koristler): Barratier, '04. Fransız okul filmleri iyidir.
29- Hable con Ella (Konuş Onunla): Almodovar, '02. Herkes kadar bayılmadım ama iyi öyküydü.
28- La Duchessa di Langeais: Jacques Rivette, '07. Çok durgun ve iyi bir anlatım. Bir de geçen ay aniden ölen Guillaume Depardieu çok babasına benziyordu burada.
27- Spider: Cronenberg, '02. Film çok iyi ama öykü boğucu.



Üst: En iyi değiller ama bazen öykü bu kadarına müsaade ediyor. Sophie Scholl örneğin, çok iyi anlatılmış bir öyküydü. Ama fazladan katmanları yoktu, onu bir adım daha atlatacak. Bazen de film çok iyi oluyor, ama içinde bir sevimsizlik barındırıyor. Örneğin, çok iyi olduğunu düşünüyorsunuz ama hikaye çok boğucu oluyor. Veya filmi çok beğeniyorsunuz ama bir yakınlık kuramıyorsunuz (sevemiyorsunuz), Ken Loach'un Sweet Sixteen'i veya Rumen filmi 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün gibi:

26- Eternal Sunshine: Michel Gondry, '04. Hoş ama biraz şişirilmiş belki.
25- 4 Months, 3 Weeks, 2 Days: Christian Mungiu, '07. Doğu blokundan iç karartıcı günlerin öyküsü.
24- Sweet Sixteen: Ken Loach, '02. Çok sağlam, çok sert. 400 Darbe gibi.
23- Vera Drake: Mike Leigh, '04. İki üstteki gibi kürtajın yasak olduğu bir dönem. Diğeri Romanya'da 80'lerse bu İng.'de 20'ler.
22- Beyond Silence: Caroline Link, '96. Çok sıcak bir öykü.
21- Hero: Zhang Yimou, '02. Ev arkadaşım Jet Li filmi oynuyor şurada, gidecek misin dedi. Hiç işim olmaz dedim. Gittikten sonra anladım, gözde yönetmenimin filminde Jet Li'nin oynadığını.
20- Forest of Gods: Puipa, '05. Toplama kampı öyküsü. Bildiklerimizden daha gerçek.
19- Sophie Scholl: Marc Rothemund, '05.
18- The Art of Crying: Peter Schonau Fog, '06. Daha önce adını duymadığınız bir filme gidiyorsunuz, pek filmini görmediğiniz bir ülkeden ve çok iyi birşey çıkıyor. İşin güzelliği burada.



Üstü: Lezzet-i Harikalar:
17- Le Consequenze dell'Amore (Aşkın Sonuçları): Paolo Sorrentino, '04. Sinemayı belki de en çok böyle filmler için seviyorum.
16- Die Falscher (The Counterfeiters): Stefan Ruzowitzky, '07. Müthiş. Hem öykü çok iyi hem bilinmeyen birşey anlatıyor hem eğlenceli.
15- Der Untertang (Downfall): Oliver Hirschbiegel, '04. Bir film için müthiş bir arkaplan.
14- Tony Takitani: Jun Ichikawa, '04. Bir Murakami öyküsü, duruluk.
13- Pan's Labyrinth: Guillermo del Toro, '06. Fantasticos.
12- Duvara Karşı: Fatih Akın, '04. Çarşı.
11- Elite Squad: Jose Padilha, '07. Aynı TanrıKent gibi Rio favella'ları, yine gerçek bir öykü, yine çok sert, yine çok iyi.
10- There Will Be Blood: Paul Thomas Anderson, '07. Kan Çıkacak diye çevrilmeliydi.
9- C.R.A.Z.Y.: Jean-Marc Vallee, '05. Şu.
8- Zatoichi: Takeshi Kitano, '03. Herkes Kill Bill derken bu Kitano filmi ondan 5 kat iyi ve içtendi.
7- Afterlife: Hirokazu Kore-Eda, '98. Büyüleyici bir fikir.



Üstün:
En iyiler:
6- Das Leben der Anderen (The Lives of Others): von Donnersmarck, '06. Sarsıcı derecede iyi.
5- Children of Men: Alfonso Cuaron, '06. Yakın dönem bilim kurgu. Çok sürükleyici ve etkileyici
4- Le Fabuleux Destin d'Amelie Poulain: Jean-Pierre Jeunet, '01. Kalbimizde bir yaradır Amelie. Onu içimize bastırmak ve yanaklarından öpmek isteriz. Önce sol, sonra sağ, sonra alın, sonra burun.
2-3: Happy Together: Wong Kar Wai, '97. Imagine me and you, I do. I think about you day and night. It's only right. To think about the girl you love. And hold her tight. So happy together. (bunu da steak&lobster, lobster&steak diye reklamda kullanmışlardı ya). Şarkıda nasıl bir coşku, nasıl hem aşk hem hüzün varsa filminde de var. Bu filmden uzun süre sakınmıştım Ankara'dayken. Belki de doğru vaktini beklemişim.
2-3: Barbarian Invasions: Denys Arcand, '03. Müthiş bir hikaye, müthiş yan hikayeler, her Denys Arcand filmindeki gibi çok iyi bir anlatım.
1- Cidade de Deus (TanrıKent): Fernando Meirelles, '02. Bu kadar heyecan verici bir film insan hayatında fazla olmaz. Çarpıldım.

Tüm resimlerin de alındığı filmden bir tango ile bitirelim. Astor Piazzola'nın bestesi.